Bingöl'den türkücü olmak için geldi, opera solisti oldu - Teyfik Rodos

Bingöl'den türkücü olmak için geldi, opera solisti oldu - Teyfik Rodos

RÖPORTAJ: Melis APAYDIN İDE
İzmir Devlet Opera ve Balesi solisti Teyfik Rodos, 26 yıl önce Bingöl'den iyi bir türkücü olmak için geldiği İzmir'de başarılı bir opera sanatçısı oldu. Dokuz Eylül Üniversitesi Klasik Batı Müziği Konservatuarı'nı tesadüfen görüp sınavlarına girmeye karar veren Rodos, opera duayenlerinin karşısına çıktığında "arya yerine türkü söyelesem olur mu" sorusuna "hayır" yanıtını aldı. Klasik Batı Müziği eserlerinden hiçbirini bilmeyen Rodos İstiklal marşını okuyarak seçmelere katıldı. Okuduğu İstiklal marşı, ona bambaşka bir dünyanın kapısını açtı. Konservatuara birincilikle giren Rodos, bugün Türkiye'de ve dünyada 40'ın üzerinde operanın başrolünü seslendiren başarılı bir solist... Çocukluğundan beri bağlama çalıp türkü söylediğini belirten Rodos, "Aslına niyetim, daha iyi nasıl türkü söyleyebileceğimi öğrenmekti. Konservatuarda her türlü eğitimin olabileceğini tahmin ettim. Fakat müracaat ettiğim konservatuar Dokuz Eylül Üniversitesi konservatuarıydı ve orada sadece Klasik Batı Müziği eğitimi veriliyordu. Kafamda iyi bir türkücü olmak varken bambaşka bir maceraya sürüklenmiştim. Ne olursa olsun ben bunun eğitimini almak istediğimi biliyordum. Gidip de gece kulüplerinde, düğün salonlarında çalışmak gibi bir niyetim hiç bir zaman olmadı. İçimde eğitimli bir sanatçı olma isteği vardı. Ama Klasik Batı Müziği aklımın ucundan bile geçmezdi. Çünkü karşımda hiç böyle bir örnek yoktu. Kültürümüzde yoktu" dedi.

Sanatçı Teyfik Rodos, Bingöl'de 9 nüfuslu ailesinin yanında bağlama çalarak başlayan, İzmir'de opera sahnesinde sonlanan başarı hikayesini HT Egeli'ye anlattı.

ELİMDE BAĞLAMAYLA DOĞDUM
-Müzikle nasıl tanıştınız?

Aslında benim hikayem ilginç bir hikaye. Müzikle hiç tanışmadım çünkü doğduğumdan beri müziğin içindeyim. Bingöllüyüm. Benim doğduğum yıllarda Bingöl'de her evde mutlaka bir enstürman vardı. Bu enstürman genelde bağlama olurdu. Adettendi yani... Bu yüzden ben elinde bağlamayla doğan bir insanım. Müzik hayatıma çok küçük yaşta başladım. İlk konserimi ana sınıfında verdim. Hep türküler söylerdim. İçimdeki o türkü sevgisi hep devam etti.

DAHA İYİ TÜRKÜ SÖYLEMEK İÇİN GİTTİM
-Peki konservatuar fikri nasıl ortaya çıktı?

Üniversite sınavına girmek için Bingöl'den İzmir'e gelmiştim. Sınava girdiğim yer Karataş'taki kız lisesiydi. Sınav esnasında aşağıdaki konservatuarı gördüm. O ana kadar oranın varlığından haberim yoktu. İçimden "ben buraya gireceğim" dedim. Sınav bitti. Aşağı indim. Müracaatların nasıl olduğunu, ne yapmam gerektiğini öğrendim. Ve 1983 yılı Eylül ayında konservatuar sınavlarına girdim. Aslına niyetim, daha iyi nasıl türkü söyleyebileceğimi öğrenmekti. Konservatuarda her türlü eğitimin olabileceğini tahmin ettim. Fakat müracaat ettiğim konservatuar Dokuz Eylül Üniversitesi konservatuarıydı ve orada sadece Klasik Batı Müziği eğitimi veriliyordu.

SINAVDA "İSTİKLAL MARŞI" SÖYLEDİM
-Sınava girerken hiç korkmadınız mı?

Çok büyük gelgitler oldu içimde. Yapabilir miyim? Olur mu? Olmaz mı? Bütün bu düşünceler içerisinde sınava girdim. Sınava girdiğimde bütün müracaat eden kişilerin sınav parçalarını hazırlamış olduklarını gördüm. Ama benim öyle bir ön hazırlığım hiç olmamıştı. Müracaatımı yaptıktan sonra memleketime geri döndüm. Sınavdan bir gün önce İzmir'e geldim. Ne yapacağım, ne söyleyeceğim diye düşünerek girdim sınava. Karşımda operanın duayeni isimler vardı. "Bize ne söyleyeceksin, hangi aryayı hazırladın?" dediler. Kalakaldım, "ben hazırlamadım birşey" dedim. "Peki ne söyleyeceksin?" dediler. "Türkü söyleyeyim" dedim. "Türkü olmaz. Madem öyle İstiklal Marşını söyle" dediler. İstiklal Marşını söyledim. Bir kaç ritim, kulak sorusu sorduktan sonra "gidebilirsin" dediler.

ŞAN BÖLÜMÜNE BİRİNCİLİKLE GİRDİM
-Peki, sonra?

Sınava 80 kişi girmişti. Birinci gün ilk 12 kişi arasında girmeyi başardım. Ertesi gün tekrar sınava girdim. Orada kulak ve melodiyle ilgili sorular vardı. Bir ezgiyi çalıp aynısnı tekrar etmemi istiyorlardı. Onların da üstesinden geldim. 3 kişi alındık. Birincilikle konservatuarın Şan bölümüne girmeyi başardım. Pratikte tamamdım ama teorik olarak hiçbir bilgim yoktu. Müzikle içiçeyim, kulağım çok iyi, ritim duygum çok iyi. Ama teknik bilgim yoktu. İlerleyen zamanda hoca olduğumda şunu anladım; karşımızdaki insanın ham madde olması lazım ki onu yontabilelim. Elimizde istemediğimiz bir şekilde yontulmuş bir materyal varsa onu düzeltmek çok daha zor oluyor. O yüzden herhalde benim gibi bir insan en makbul öğrenci adayıydı. Hocalarımız da herhalde o yüzden kaydadeğer buldular.

AKLIMIN UCUNDAN BİLE GEÇMEZDİ
- O sınav hayatınızın dönüm noktası mı oldu?

17 yaşındaydım. O güne kadar hep bağlamamla türküler söylerdim. Bir anda kendimi Klasik Batı Müziği eğitimi veren bir üniversitede buldum. Bingöl'den İzmir'e geldim. Burada yaşayan ağabeyimin yanına yerleştim. Kafamda iyi bir türkücü olmak varken bambaşka bir maceraya sürüklenmiştim. Ne olursa olsun ben bunun eğitimini almak istediğimi biliyordum. Gidip de gece kulüplerinde, düğün salonlarında çalışmak gibi bir niyetim hiç bir zaman olmadı. İçimde eğitimli bir sanatçı olma isteği vardı. Ama Klasik Batı Müziği aklımın ucundan bile geçmezdi. Çünkü karşımda hiç böyle bir örnek yoktu. Kültürümüzde yoktu.

"TRT SANATÇISI OLACAĞIM" DEDİM
-Sınavı kazanıp memleketinize döndüğünüzde nasıl tepkiler aldınız?

Bir süre söyleyemedim. Ne söyleyebilirim ki, opera sanatçısıyım desem kimse anlamayacak. Ailem biliyordu, onlar her zaman destek oldular. Ama onların da aklında soru işareti vardı. "Yani şimdi bu çocuk ne olacak, bu okulu bitirince ne çıkacak?" diye düşünüyorlardı. Bir süre ben aileme ve çevremdekilere "TRT sanatçısı olacağım" dedim. Zamanla ben anlattıkça tanımaya başladılar.

MEMLEKETE GİTTİĞİMDE YİNE TÜRKÜ SÖYLEDİM
-Tatillerde memlekete gittiğinizde opera eserlerinden seslendiriyor muydunuz?

Pek sayılmaz(gülüyor). Memlekete gittiğimde türkülerime devam ediyordum. İzmir'e gelen ailem ve dostlarım müziğimle tanıştılar, sevdiler.

GÜLMEKTEN EGZERSİZ YAPAMADIM
-Yıllarca türkü söyledikten sonra klasik batı müziğine alışmanız zor olmadı mı?

Bizim ömür boyu yapmak zorunda olduğumuz egzersizler var. Tıpkı bir koşucunun koşuya çıkmadan önce kaslarını ısıtması gibi biz de ömür boyu bu çalışmaları yapmak zorundayız. İlk zamanlarda tekniğimizi geliştirmek için yaptığımız zorlu egzersizler vardı. İlk dersimi hatırlıyorum, gülmekten yapamamıştım. "Ne yapıyorum ben", "deli miyim niye bağırıyorum" demiştim. Defalarca dersten kovuldum. İlk 6 ayım böyle geçti. Kolay değil tabi. Kültüründe olmayan bir şeye alışmak çok zor. Ama işin içinde müzik sevgisi ve yetenek varsa bu zamanla oluyor. Gerçekten istiyorsan, yaparsın.

İLK KONSERİMDE BACAKLARIM TİTREDİ
-Konservatuardaki ilk senenizde gelecekle ilgili hayaliniz ve hedefiniz neydi?

Benim oradaki düşüncem şuydu: ben türkü söyleyeceğim, türkü söylemeyi seviyorum. Ama burada öğreneceğim klasik batı müziği beni daha evrensel bir sanatçı yapacak. Lokal kalmayacaktım, Türkiye'nin içine hapsolmayacaktım. Çünkü bizim geleneksel müziğimizi yapanlar çok fazla yurtdışına açılan insanlar değil. Ama klasik müzikte iyiysen öğrendiğin her şeyi dünyanın her yerinde yapabilirsin. Bu yüzden çok çalıştım. Okulu tamamladığımda İzmir Devlet Opera Balesi'ne önce stajyer sonra kadrolu sanatçı olarak çalışmaya başladım. İlk konserimde bacaklarım titredi. Profesyonel sahne apayrı bir şey. O günden beri Türkiye'de ve dünyada 40'ın üzerinde eserde başrolü seslendirdim.

KENDİ KÜLTÜRÜMDEN KOPMADIM
-Bundan 30 yıl öncesine geri dönüp Bingöl'deki çocukluğunuza bugün durduğunuz yerden baktığınızda ne hissediyorsunuz?

Hiçbir şey insana uzak değil, yeter ki istek olsun. En önemlisi hedef koymak. 1 yıllık bir dönem benim bütün hayatımı değiştirdi. İçimde hep iyi bir müzisyen olmak vardı. Kendi içimde klasik müzik mi , halk müziğimi diye ayrıma düştüğüm zamanlar oldu. Ama doğru karar verdiğime inanıyorum. Hiçbir zaman kendi kültürümden, kendi müziğimden kopmadım. Bütün konserlerimde Türk müziğine mutlaka yer verdim. Sadece Türk müziği olan konserler de verdim. Türk müziğinden kopmamız mümkün değil.

KİMLİK KARTI
TEYFİK RODOS KİMDİR?

1967 yılında Bingöl'de 7 çocuklu bir ailenin en küçüğü olarak dünyaya geldi. İlk, orta ve lise eğitimini Bingöl'de tamamladıktan sonra 1983 yılında İzmir Devlet Konservatuvarı Şan bölümüne girdi. 1989 yılında Akdeniz Gençlik Orkestrası ve Akdeniz Gençlik Korosuyla Fransa'da çeşitli konserler veren Rodos, 1990 yılında mezun olup aynı yıl İzmir Devlet Opera ve Balesi'nde göreve başladı. İzmir Devlet Opera ve Balesi'nde sahnelenen operalarda başrol oynadı. Sanatçı 2003 yılından itibaren Antalya Devlet Opera ve Balesi'nde yaklaşık 40 operanın bas partilerini seslendirdi. Çok sayıda piyanolu ve orkestra eşlikli konserler veren Rodos, Karşıyaka Hikmet Şimşek Sanat Merkezinin sanat yönetmeliğini de yapmakta ve çalışmalarına halen İzmir Devlet Opera ve Balesinde solist sanatçı olarak devam etmekte. Evli ve 2 çocuk babası.
 

Başkanın Mesajı


Başkan'ın Mesajı

Başkan'ın Mesajı

"Hayat bir rüyadır. Rüyamıza inanır, algımızı paylaşarak güçlendirir,
berrak hale getirebilirsek, ortak rüyamız olur.
Bunu başarabilirsek, hayat bir tasarım olur, mükemmel bir tasarım !"

S. Selim Gökdemir

İzmir Web Tasarım