Bunalımla baş etmek için aklımızı kullanmak zorundayız - Nafi Çil

Bunalımla baş etmek için aklımızı kullanmak zorundayız - Nafi Çil

Melis APAYDIN İDE/İZMİR
İzmirli ünlü ressam ve mimar Nafi Çil, son yıllarda büyük bir kaos ve bunalımın içinde olan Türkiye'nin bununla baş edebilmesi için aklını ve düşünme yetisini kullanması gerektiğini söyledi. Yeni çıkan kitabı "Felsefeyle Özgürleşen İnsan" da varoluş felsefesi, insan ve yaratma edinimi gibi konulardaki görüşlerini okuyucuya aktardığını ifade eden Çil, "İnsan olmak, özgür olmakla eş anlamlıdır. Son yıllarda büyük bir kaosun içinde olan ülkemiz bunalımla baş etmek için aklını ve düşünebilme yetisini kullanmak, çağdaşlıkla ve yeryüzüyle ilgili gelişmelere açık olmak zorundadır. Felsefeye, insan aklına ve sanata saygı duyan bu kitabı yazmamın en önemli nedenlerinden biri bu. Kitabım çağdaş varoluş felsefesinin etkinliğinde mimar olmak isteyen öğrencilere ve yaratıcı insan yetiştiren üniversitelere, düşün, sanat ve bilim alanlarında ilham kaynağı olacak yaratıcı bir kitaptır" dedi. Ünlü ressam ve mimar Nafi Çil, sanat yaşamını ve yeni çıkan kitabı "Felsefeyle Özgürleşen İnsan" ile ilgili merak edilenleri HT Egeli'ye anlattı.

İLHAM KAYNAĞI OLACAK
-Raflarda yerini alan yeni kitabınız "Felsefeyle Özgürleşen İnsan" dan bahsedebilir misiniz?

Kitabımı hazırlarken sevgili Bentürk Dirikal'dan büyük destek aldım. Kendisi hem dostum, hem de asistanım. 60 yılı aşkın bir süredir İzmir'de eğitim veren Çamlaraltı Koleji'nin, yüksek değerlere sahip genç prensi... Ona bu vesileyle teşekkür ediyorum. "Felsefeyle Özgürleşen İnsan" isimli kitabımda varoluş felsefesi, insan ve yaratma edinimi gibi konulardaki görüşlerimi okuyucuya aktarmak istedim. Bütün sanatların, başka bir deyişle yaratma etkinliği içinde yer alan bütün faaliyetlerin temel noktada birleştikleri, bütünleştikleri bir alan var o da felsefe. Ben felsefesi olmayan bir sanatı, hayatı, ülkeyi, ulusu ve milleti düşünemiyorum. Çünkü insan varlığının tarihi, düşünce tarihiyle eş anlamlıdır. Düşünce dünyası, insanın kendi aklıyla ve düşünceleriyle yaşayabilmesidir. İnsanın özgürlüğüdür. İnsan olmak, özgür olmakla eş anlamlıdır. Son yıllarda büyük bir kaosun içinde olan ülkemiz bunalımla baş etmek için aklını ve düşünebilme yetisini kullanmak, çağdaşlıkla ve yeryüzüyle ilgili gelişmelere açık olmak zorundadır. Felsefeye, insan aklına ve sanata saygı duyan bu kitabı yazmamın en önemli nedenlerinden biri bu. Kitabım çağdaş varoluş felsefesinin etkinliğinde mimar olmak isteyen öğrencilere ve yaratıcı insan yetiştiren üniversitelere, düşün, sanat ve bilim alanlarında ilham kaynağı olacak yaratıcı bir kitaptır.

FELSEFEYE YER VERMEYEN ÜLKE YENİLİKTEN YOKSUNDUR
-Sanat ve felsefenin bir ülke için önemi sizce nedir?

İnsan Tanrının yarattığı en büyük eserdir. Tanrı bilinirlik istedi ve özgür insanı yarattı. Bu insan bütün potansiyellerini geliştirsin,Tanrıya layık olsun,Tanrının yarattığı en büyük eserin varlığında yeni dünyalar, eserler yaratsın. Tanrı insanı bunun için yarattı. Tanrı mutlak bir kavram ve değerdir. Din Tanrının yarattığı büyük bir yaratma etkinliği içinde yer alan potansiyel dünyanın kahramanları olan yaratıcı insanların dünyasıdır. Ama dincilik, dini ve Tanrıyı kullanmak, onları bir araç olarak görmektir. 'Gidin çalışın' diyor Tanrı. 'İnsan olun. Bilimde, felsefede ve sanatta insanlığa layık eserler yaratın' diyor. Filozofu olmayan, felsefeden yoksun, düşünebilme yetisini yitirmiş, dini bir araç olarak devlet yönetiminin varlığında kullanmış az gelişmiş toplumlar, dinsel baskının etkisiyle diktatör liderler yaratmışlardır. Çıkar ilişkilerinde, din bir araç değer olmuştur. Eğitimde felsefeye yer vermeyen bir ülke çağdaşlık ve yenilikten yoksundur. Büyümeden söz ederek kendini kandırır. Gerçek büyüme çağdaşlık ve gelişmedir. Yeni bir dünya, eserler yaratmaktır. Bilim, felsefe ve sanatta gelişmektir. Bir ülkenin düşünen filozofları, yaratıcı sanatçıları ve bilim insanları varsa ancak o zaman o ülkede gelişme ve ilerleme olur.

SANAT BAŞKALARIYLA İLGİLİ DEĞİLDİR
-Daha önce 4 kitap daha yazmıştınız. Kitaplarınızda sanatınızın felsefesini anlatmak istemenizin nedeni nedir?

"Felsefeyle Özgürleşen İnsan" kitabından önce zaten sanatımın felsefesini anlatan kitaplar yazmıştım. Felsefesiz olan bir sanatın kalıcı, ölümsüz eserler gerçekleştirebileceğine inanamıyorum. Bu yüzden kitaplar yazdım. İlk önce sanatımın evrensel değerler içinde yaratma etkinliği olduğunu vurgulamak, bir dünya görüşünü ifade etmek istedim. Nasıl ki bir başkasının amacı için değil, kendi amacı için var olan insana özgür insan diyorsak, aynı şekilde sanatı, felsefeyi, bilimi biricik özgür düşünceler olarak aramaktayız. Çünkü sanat kendi amacı için vardır, başkalarıyla ilgili değildir. Sanat ben beğenileyim, ünlü olayım diye yapılmaz. Bu amaçla yapılan sanat 'popilist' sanat dediğimiz sanatlardır. Sanatı araç olarak kullanırlar. Sanatı kullanarak kendilerine ekonomik bir kazanç sağlamak isterler. İnsan gerçek sanatın karşısında aşağılandığını hisseder, çünkü anlamaz. Gerçek sanat, doğanın ya da yaşamın tekrarı değildir.Yabancı bir dünyayı, o zamana kadar yeryüzünde olmayan yeni bir dünyayı yaşam alanına sunmaktır.

BÜYÜK MİMARLAR RESMİ BİLMEK ZORUNDADIR
-Sanatçı yanınızı nasıl keşfettiniz?

Çocukluğumda gittiğim yerlerde kağıt kalem isterdim. Gittiğimiz evdeki misafirlerin resimlerini çizerdim. Bütün çocukluğum, orta öğretimim, lisem İzmir'de geçti. Ortaokul hocam beni keşfetti. Sınıfta resim sanatını anlattırmak için beni kaldırırdı. Üniversitede Güzel Sanatlar Akademisi'nde resim,heykel ve mimari eğitimi aldım.Çünkü biliyordum ki; gerçek, büyük, ölümsüz eserleri yaratan mimarlar resmi bilmek zorundadır. Ben mimar olmadan önce ressamdım. Güzel Sanatlar Akademisi benim için büyük bir kaynaktı. O okulda 7 yılım geçti. Bütün alanlarla ilgilenmem sürecin uzamasında etkili oldu. Değerli hocalarımı bırakmak istemedim. Hocalarım en sonunda "Yeter artık sen git. Keşke herkes senin kadar bu alanlarda yetişmiş olsa. Artık Türkiye'ye hizmet etmelisin. Eserlerinle neler yapılabileceğini göster" dediler. Okulu bu şekilde tamamladım.

YAPTIĞIN İŞİN ZANAATİNİ BİLMEK LAZIM
-Mezun olduktan sonra ilk olarak ne yaptınız?

Mezun olduktan sonra mimarlığın sadece okuldan öğrendiklerinizle olamayacağını fark ettim. Harç nasıl karılır, malzeme nedir bunları bilmem gerektiğini düşündüm. Öğrenmek için ilk olarak İstanbul'da bir şantiyede yer aldım.Burada kalfalar ve onlarında 30'ar kişilik grupları vardı. Beni gördüklerinde şaşırdılar. Bir öğrenci gibi onlara merak ettiklerimi sordum. Bir yaratıcının yaptığı işin zanaatini de bilmesi lazım.Yaptığı işin ustası, işçisi olması lazım. Herşeyi öğrenmek için deliler gibi çalıştım. 1970'li yıllarda Konak Sosyal Sigortalar binası Türkiye'de benzeri olmayan en büyük inşaattı. İnşaatta 800 işçi çalışıyordu ve tek mimarları bendim. Mimarlık sanatında resim, heykel, mimari iç içedir. Benim görüşüm bu. Ama bugünkü mimarlar bir kabuk yapıyor ve 'benim işim bitti' diyor. Gerisi için iç mimar, peyzaj mimarı çağırılıyor. Beni tanımayanlar eserim bitmek üzereyken peyzaj mimarı yollar. Onlara "zahmet etmişsiniz, ben yaptığım işi sonuna kadar kendim teslim ederim" diyorum.

MİMARİNİN GÜÇLÜ ETKİSİ UNUTULDU
-Mimari eserler yaratmaya devam ediyor musunuz?

Maalesef artık devam etmiyorum. Benim varlığımdan yararlanmak, usta çırak ilişkisi içinde gelişmek isteyenlere kapım hep açık oldu. Sevgili Arseli Gençer bunlardan biridir. Resim ve heykel üzerine çalışmalarıma devam ediyorum. Sanat dediğimiz şey çok yozlaştı... Galeriler insanların gözüne girmek için genç, okuldan yeni mezun olmuş yeteneklere malzeme satın alıyorlar, belli bir para ödeyerek resim sipariş ediyorlar ve onları satıyorlar. 10 yılı aşkın bir süredir, mimarinin güçlü ve yüce etkisi unutuldu, Mimarlar Odası itibarsızlaştırıldı. Mimarlık genelde iş olarak ele alındı. Mimarlar Odası'nın mimariye hak ettiği saygınlığı kazandırmak için verdiği mücadeleyi destekliyorum. Mimarın estetik ilkelerle yaratma etkinliği içinde, ölümsüz eserler gerçekleştiren bir yaratıcı insan olduğu hatırlanmalıdır.

EN BÜYÜK ARZUM ÖLÜMSÜZ OLMAK
-Hayata dair en büyük isteğiniz nedir?

Benim en büyük tutkum bütün bu yaptıklarımla ölümsüz olmak, tarihte kalmak.Yaratıcılığın tek bir amacı vardır o da ölümlü varlığını ölümsüzleştirebilmek. Yaratıcı bunun için yaşar. Bütün varını yoğunu bunu için harcar. Her tuvalin karşısına geçtiğimde "Nolur,Tanrım bana yardım et. Benim elimden tut. Gerçek sanatı yaratmalıyım. Eserlerimle beni yücelt" diyorum. Hiçbir zaman "Şunun gibi bunun gibi olayım. Hakkım yeniyor" demedim. Ben kendi işime baktım.

KİMLİK KARTI
NAFİ ÇİL KİMDİR?

Nafi Çil, 1939 yılında Kula'da doğdu. 2 yaşındayken ailesiyle taşındığı İzmir'de büyüdü. 1957'de İzmir Atatürk Lisesi'ni bitirdikten sonra 1967 yılında İstanbul'da Güzel Sanatlar Akademisi'nden Yüksek Mimar olarak mezun oldu. Akademide bulunduğu yıllarda heykeltıraş Şadi Çalık'ın denetiminde heykel çalıştı. Daha sonra da Avrupa müzelerinde resim, İtalyan şehirlerinde mimarlıkla ilgili incelemeler yaptı.1967 yılında kurulan "Akatünvel Sanat Topluluğu" içinde yer aldı. 60'tan fazla kişisel sergi gerçekleştirdi. Ülkemizde ve Avrupa'nın birçok şehrinde grubuyla sergilere katıldı. Heykel ve mimari yarışmalarında ödüller aldı. Yapıtları İstanbul, Ankara, Aydın Devlet Resim ve Heykel Müzeleri'nde, Anadolu Üniversitesi Çağdaş Sanatlar Müzesinde, Münih, Barselona, Dubrovnik, İstanbul, Ankara ve İzmir gibi birçok yerdeki koleksiyonlarda yer almaktadır. Yaratma etkinliği içinde gerçekleştirdiği Mimari tasarımlarını yoğunlukla İzmir ve Ege yöresinde gerçekleştirmiştir. Bunlar; kent merkezleri ve meydanları, otel ve tatil köyleri, iş merkezleriyle özel ve toplu konutlar gibi farklı ölçeklerdeki işlerdir. 

Başkanın Mesajı


Başkan'ın Mesajı

Başkan'ın Mesajı

"Hayat bir rüyadır. Rüyamıza inanır, algımızı paylaşarak güçlendirir,
berrak hale getirebilirsek, ortak rüyamız olur.
Bunu başarabilirsek, hayat bir tasarım olur, mükemmel bir tasarım !"

S. Selim Gökdemir

İzmir Web Tasarım